Psikolog Işıl Bektaş: Bağımlılık merkezlerinin sayısı artırılmalı

Uğurcan BOZTAŞ

İZMİR- Uyuşturucu bağımlılığı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oldukça yaygın hale geldi. Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı’nın yayımladığı rapora göre; 2022 yılında ele geçirilen eroin, ekstazi ve kokain miktarında bir önceki yıla göre düşüş varken metamfetamin, captagon ve esrar miktarında ise artış gözlemlendi. Raporda, 2022 yılında ele geçirilen sentetik/ecza ilaçların bir önceki yıla kıyasla yüzde 49,1 oranında artması dikkat çekti. Yine rapora göre 2022 yılında 246 doğrudan uyuşturucu bağlantılı ölüm meydana geldi. Uyuşturucu bağımlılığının psikolojik boyutu ve tedavisi konusunda Uzman Psikolog Işıl Bektaş ile konuştuk.

‘BAĞIMLILIK DÜZELİR ANCAK TAMAMEN İYİLEŞMEZ’

Bektaş, madde bağımlısı bireye yaşadığı ve yaşayacağı sorunların anlatılması gerektiğini belirterek bilgilendirme yapılması gerektiğini söyledi. Psikolojik desteğin önemini vurgulayan Bektaş “Kişi, maddeyi kullandığı için problem yaşamaya başlar ama bir yandan da bu problemleri yaşadığı için de kullanmaya devam eder. Böylece, kişinin bağımlılığı ve yaşadığı psikolojik sorunlar bir kısır döngüye dönüşür. Tedavide bu kısır döngünün bir yerden kırılması gerekir. Psikolojik destek, maddeyi bıraktıktan sonra tekrar kullanmayı önleme sürecinde de devam etmelidir. Bağımlılık düzelir ancak tamamen iyileşmez. Kişi bunu kullanmadığı kendisini iyi hissedebilir ancak tekrar başlarsa aynı bağımlılık sürecinin içine girmiş olur. Bu nedenle tekrar kullanmayı önlemek ve bırakmanın kalıcı olmasını sağlamak psikoterapinin önemli aşamalarındandır. Psikoterapide kişiye, günlük yaşamını uyuşturucu olmadan sürdürmenin yolları gösterilir ve bağımlılığın psikolojik nedenlerini kavraması ve onları kontrol altına alması öğretilir. Bunlar ne kadar iyi yapılırsa, bağımlı davranışın tekrarlama riski de o kadar düşük olur” dedi.

Işıl Bektaş

‘HAYIR DEME KONUSUNDA EĞİTİM VERİLİR’

Bağımlılıkla mücadelede desteğin önemine dikkat çeken Bektaş, bağımlıktan kurtulmak için danışmanlık ve motivasyon görüşmelerinin yapıldığını ifade etti. Motivasyonu artırmada grup oturumlarının faydalarına değinen Bektaş “İlgili kişinin bağımlılıktan kurtulma iradesi, ilaç tedavisine başlaması ve terapötik bireysel seanslara katılması, başarıya ulaşması için önemli koşullardır. Geri çekilme belirtileri, fiziksel rahatsızlıklarla ilişkili ve aynı zamanda duygusal açıdan da oldukça streslidir. Bu nedenle bağımlı kişilerin tıbbi ve psikolojik destek almaları önerilir. İlgili kişinin tedaviye karar vermesi halinde öncelikle maddeden arınma tedavisiyle sürece başlanır. Çoğu durumda bu işlem hastanede yatarak veya ayaktan ilaç tedavisi uygulanarak doktor eşliğinde yapılır. Psikoterapide bağımlı kişi, yoksunluk kararını güçlendirmeyi ve şiddetli istek durumlarıyla nasıl başa çıkacağını öğrenir. Burada klasik bilişsel-davranışçı terapi yöntemlerinin yanı sıra diyalektik davranışçı terapi, kabul ve kararlılık terapisi ve farkındalık egzersizleri kullanılır. Terapide ayrıca nüksetmeyi önleme yöntemleri anlatılır, tekliflerin reddedilmesi ve ‘hayır’ diyebilme konusunda psikoeğitim verilir. Böylelikle kritik durumlara yönelik müdahale planları oluşturulur” ifadelerini kullandı.

‘BAĞIMLILIK SORUNU BÜYÜK BİR GÜVENLİK SORUNU HALİNE DÖNÜŞEBİLİR’

Bağımlılığın toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çeken Bektaş birçok bağımlılık şeklinin olduğunu ifade etti. Ülkemizin madde bağımlılığını önlemede yetersiz olduğunu söyleyen Bektaş şu şekilde konuştu:

“Bir başka önemli konu ise, tıbbi tedavi sonrası gerekli olan sosyal rehabilitasyon hizmetlerinin yetersizliği. Bağımlı bireylerin tedaviye başvurma, ikna ve tedavi oranlarının düşük olması da işleri zorlaştırıyor. Türkiye’de alkol ve uyuşturucu bağımlılığı ile mücadele konusunda ilk akla gelen kurumlar AMATEM ve Yeşilay oluyor. Ülkemizde bağımlılık merkezlerinin sayısı arttırılmalı. Pek çok insan bağımlılık sorunuyla karşı karşıya kaldığında ne yapması ve nerelere başvurması gerektiğini bilmiyor. Topluma bu hususta daha fazla farkındalık kazandırılmalı ve bilinçlendirilmelidir. Bağımlılık ile mücadelede süreklilik çok önemli, bu açıdan bu alana yönelik yapılan çalışmaların desteklenmesinin devamı gerekir. Bağımlılık alanında önleyici ve koruyucu faaliyetler arttırılmazsa bağımlılık sorunu büyük bir güvenlik sorunu haline dönüşebilir.”

‘MADDEDEN YOKSUN KALINIRSA SOSYAL ORTAMLARDAKİ GERİLİMLER TAVAN YAPAR’

Uyuşturucu bağımlılarının çevresi ile ilişkilerinin zedelenebileceğinden bahseden Bektaş aile üyelerinin de tedaviye dahil edilmesi gerektiğini belirtti. Bektaş şu ifadelere yer verdi: “Bağımlılığın açığa çıkması ve yakınların yardım girişimleri, çoğu zaman tartışma ve çatışmalara sebep olur. Kişinin çevresindekiler endişelenip yardım etmek isterken, ilgili kişi giderek etrafındakilere olan ilgisini kaybeder. Bağımlı kişi, görevlerini giderek daha az yerine getirebilir hale gelir, hobileri ihmal eder, okul veya iş yerinde sorunlar yaşar. Özellikle maddeden yoksun kaldığı dönemlerde sosyal ortamdaki gerilimler tavan yapar, hatta bazen şiddet davranışları da gözlemlenir. Bu gibi durumlar, her iki tarafta da gerginliğe, savunmaya ve direnişe yol açar, çoğu zaman daha fazla geri çekilmeyle sonuçlanır. Uyuşturucunun neden olduğu ruh hali değişimleri, değişen duygu durumları, yasal sorunlara da yol açabilir. Aşırı durumlarda, bağımlılar suç işleyebilir veya bağımlılığı finanse etmek için hırsızlık ve fuhuş yapabilirler. Kendine veya başkalarına zarar verme davranışları ve intihar girişimleri gözlenebilir.”

Stresin bağımlılığa etkisini açıklayan Bektaş son olarak şu ifadelere yer verdi “Stres, aile içi çatışmalar, yalnızlık, fiziksel ağrılar, uyku bozuklukları bağımlılığın tipik tetikleyicileri gibi görünse de gerçek nedenleri olmayabilir. Sonuçta stres ya da uyku bozuklukları herkesi bağımlılığa sürüklemez. Bir kişinin bağımlılık geliştirip geliştirmemesi birçok etkene bağlıdır. Bir yandan biyolojik ve fiziksel koşullar, öte yandan bağımlılığın gelişiminde yaşam deneyimleri, sosyal çevre ve kişinin karakteri gibi psikolojik etkiler de rol oynar. Uyuşturucu kullanımı, kişinin çevresi, yaşam koşulları, genetik yatkınlık gibi birçok faktörden etkilenebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir